Kişiliğin Korunması ve Tüzel Kişilik Konusu

Kişiliğin Korunması ve Tüzel Kişilik Konusu

Dar Anlamda Şahsiyet = Hak Ehliyeti = Şahıs anlamına gelmektedir.
Geniş Anlamda Şahsiyet = Fiil Ehliyeti + Şahsi Haller + Şahsi Haklardan oluşur.
Şahsiyet hakları mutlak haklardandır. Yani herkese karşı ileri sürülebilir. Şahsiyet hakları aynı zamanda şahsa bağlı haklardandır.


KİŞİLİĞİN KORUNMASI VE TÜZEL KİŞİLİK
Dar Anlamda Şahsiyet = Hak Ehliyeti = Şahıs anlamına gelmektedir.
Geniş Anlamda Şahsiyet = Fiil Ehliyeti + Şahsi Haller + Şahsi Haklardan oluşur.
Şahsiyet hakları mutlak haklardandır. Yani herkese karşı ileri sürülebilir. Şahsiyet hakları aynı zamanda şahsa bağlı haklardandır.
 
Şahsiyet Hakları bir Hakkın:
1. Maddi Bütünlüğü
2. Manevi Bütünlüğü
3. İktisadi bütünlüğü üzerindeki haklardır.
 
Bu haklar üzerindeki şahsiyet hakları mutlak haklardandır.
 
1. Maddi Bütünlük Üzerindeki Mutlak Haklar:
2. Manevi Bütünlük Üzerindeki Mutlak Haklar:
 
Bu haklar arasında örneğin; insanın şeref ve haysiyeti, ismi, resmi, hürriyetleri, sırları, inançları gibi haklardır. Bir kimsenin mektuplarının okunması, telefon görüşmelerinin dinlenmesi şahsiyet hakkına tecavüzdür.
 
3. İktisadi Bütünlük Üzerindeki Haklar:
İktisadi bütünlükten maksat bir kimsenin iktisadi hayata serbestçe katılabilmesidir. Şahsiyet hakları tecavüze uğradığı zaman iki şekilde koruma yapılabilir.
 
A.    Şahsiyetin Dahilen Korunması
Şahsiyet hakkının bizzat sahibine (insanın kendi kendisine karşı) karşı korunması demektir. ..
Medeni Kanunun 23. maddesinde yer alan "Kimse medeni haklardan.ve onları kullanmaktan kısmen de olsa feragat edemez." maddesi ile şahsiyet dahilen korunmaktadır. Yani hiç kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen dahi feragat edemez. Bir kimse hiçbir zaman evlenmeyeceğini, hiçbir zaman menkul ve gayrimenkul mallara malik olamayacağını, hiç kimsenin mirasçısı olmayacağını vaad edemez. Bu vaatlerle hak ehliyeti kısıtlanmış olur. Bir kimse başkalarıyla sözleşme yapmayacağını, bir derneğe üye olarak giremeyeceğini, mal varlığı üzerinde tasarrufta bulunmayacağını, bir kimseye karşı hiçbir zaman dava açamayacağını vaat edemez. Çünkü böyle yaparsa fiil ehliyeti kısıtlanmış olur. Hiç kimse hürriyetlerinden vazgeçemez, feragat edemez. Eğer hürriyetten vazgeçilirse kişi köle durumuna geçmiş olur. Bir kimse asla bir siyasi partiye girmeyeceğini, belli bir konuda asla yazı yazmayacağını, belli bir mesleği asla yapmayacağını, belli bir yerden asla alışveriş yapmayacağını taahhüt edemez. Çünkü bunlar hürriyetten vazgeçmek olur. Ancak hürriyetler de sınırsız olarak kullanılamaz. Bu nedenle hürriyetlerden vazgeçmek yasaktır ama hürriyetler sınırlanabilir. Hürriyetler, kanuna ve ahlaka aykırı olmamak kaydıyla sınırlanabilir. Örneğin; bir kimse işçi olarak bir yerde çalışıyorsa, evlenmişse bazı hürriyetleri sınırlanmıştır. Hürriyetler ahlaka ve kanuna aykırı olmamak kaydıyla sınırlanmışsa bu geçerlidir. Ancak aykırı ise bu sınırlama batıl yani hükümsüzdür. İnsanın kendi isteğiyle organlarını bağışlaması şahsiyet hakkına tecavüz değildir ve bu dahilen koruma
kapsamına girmez.
 
B.    Şahsiyetin Haricen Korunması
Şahsiyetin dışarıdan yani başkalarından gelecek saldırılara karşı korunmasına şahsiyetin haricen korunması denir. Şahsiyet hakkını dışa karşı koruyan 4 dava vardır. Bunlar;
 
a. Tespit Davası: Sona eren ama etkisi devam eden bir tecavüz varsa bu dava açılabilir. Bu dava sonunda ayrıca karar yayınlanabilir. Eğer saldırı halen devam ediyorsa bu dava açılabilir. Bu davanın amacı devam eden saldırıya son verebilmektir. Örneğin; bir kimse bir fotoğrafçının kendisinin izni olmadığı halde resmini dükkanın vitrininde reklam olarak sergilediğini veya herhangi bir şahsın kendisini şahsiyet hakkına tecavüz oluşturan bir el ilanı dağıtmakta olduğunu görürse bu davayı açabilir. Çünkü tecavüz devam etmektedir ve önlenmesi gerekir.
b. Önleme Davası:
Halen mevcut olmayan ama yakın bir zamanda gerçekleşeceği anlaşılan saldırı tehlikesine karşı bu dava açılabilir. Burada saldın henüz başlamamıştır ama başlama tehlikesi ve ihtimali vardır. Örneğin; bir dergi, pek yakında bir devlet adamının özel hayatıyla ilgili açıklamalarda bulunacağını, resimler yayınlanacağını ilan ederse bu devlet adamı önleme davası açabilir.
Kısaca; Tespit Davası; sona eren ama etkisi hala devam eden bir tecavüz hakkında, .
Men Davası; halen devam eden bir saldırı hakkında,
c. Men Davası:
Bir kimsenin şahsiyet haklarına karşı haksız bir saldırıda bulunulması ve saldırının hala de devam etmekte olması halinde açılabilecek olan dava tecavüzün men'i davasıdır.
 
Her üç davanın da açılabilmesi içir yapılan saldırıların hukuka aykırı olması gerekir. Her üç davada da kusur şartı aranmamıştır. Yani tecavüzde bulunan kişinin kusurlu olmasına gerek yoktur.
 
Bazı durumlarda saldırı haksız saldırı sayılmamaktadır. Eğer saldırı;
1. Saldırıya Uğrayanın Rızası,
2. Üstün Nitelikte Kamu Yararı
3. Meşru Müdafaa
4. Bir Emrin İcrası hallerinde yapılmışsa saldırı olmaz.
 
d. Tazminat Davası
Tazminat davası da maddi ve manevi tazminat davası olmak üzere iki türlüdür.
 
1.     Maddi Tazminat Davası: Saldırıya uğrayanın maddi zararları için açılan davadır, Bu maddi zarar ise aktifte azalma ya da pasifte çoğalma şeklinde ortaya çıkabilir. Bu davayı açabilmek için saldırıda bulunan kimsenin kusurlu olması gerekir,
2.     Manevi Tazminat Davası: Bu dava içinde saldırıda bulunan kusurlu olmalıdır. Hakim manevi tazminat için her zaman paraya hükmetmez. Para dışında saldırıda bulunan kimsenin diğerine "tarziye vermesine (ondan özür dilemesine)", "yazdıklarını tekzip etmesine (yalanlamasına)" de karar verebilir. Tespit, önleme ve men davalarında kusur aranmazken maddi ve manevi tazminat davalarında kusur aranmaktadır.
 
Kamu İdareleri: Devlet, vilayet, il özel idaresi, belediyeler, köyler şahıs topluluğu niteliğindeki kamu hukuku hükmi şahıslarıdır.
 
Kamu Kurumları: Üniversiteler, hastaneler, TRT mal topluluğu niteliğindeki kamu hukuku hükmi şahıslarıdır.
 
Özel Hukuk Hükmi Şahısları:
Özel hukuka tabi olan hükmi şahıslardır. Bu hükmi şahıslar diğer şahıslarla olan ilişkilerinde eşit durumdadırlar. Özel hukuk hükmi şahısları kanunla değil, şahısların iradeleri ile kurulurlar ve yine kendi iradeleri ile feshedilebilirler. Özel hukuk hükmi şahısları kazanç paylaşmak amacı güden hükmi şahıslar ve kazanç paylaşmak amacı gütmeyen hükmi şahıslar şeklinde ikiye ayrılır. Kazanç sağlamak amacı gütmeyen hükmi şahıslara ise dernek denir. Vakıflar da kazanç sağlamazlar.
 
Hükmi Şahsiyetin Başlangıcı
Hükmi şahsiyetin ne zaman başladığını belirleyen sistemler vardır.
 
Bunlar:
1. Serbest Kuruluş Sistemi:
Şahsiyet kazanmak için kurucularının sadece irade açıklaması yeterli olur. İrade açıklaması dışında şahsiyet kazanmak için başka bir resmi işleme ya da devletten izin almaya gerek yoktur.
2. İzin Sistemi(Ruhsat Sistemi):
Hükmi şahsın doğabilmesi yani şahsiyet kazanabilmesi için devletten izin almak gerekir. Hükmi şahsiyetin başlangıcı iznin verildiği andır.
3. Tescil Sistemi:
Hükmi şahsiyetin doğabilmesi için resmi bir sicile tescil edilmiş olması gerekir. Hükmi şahsiyetin başlangıç anı resmi sicile tescil anıdır Türkiye'de her üç sistem de bir arada kullanılmaktadır. Başlı başını sistemlerden biri kabul edilmiş değildir. Serbest kuruluş sistemi dernekler bakımından geçerlidir.
İzin sistemi ise uluslar arası derneklerin kurulmasında ya da bu derneklerin Türkiye'de şube açmalarında söz konusu olur. Bu izni Bakanla] Kurulu verir. Tescil sistemi ise vakıflar ile şirketler) kurulmasında i bulunduğu yerdeki asli ve komandit şirketler ise şahsiyetlerini kazanırlar. Hükmi şahısların da hak ehliyetleri vardır. Hükmi şahısların fiil ehliyetleri ise kanuna ve tüzüklere göre lüzumlu organlara sahip oldukları andan itibaren başlar. Hükmi şahısların fii ehliyetini kullanabilmeleri için bazı organlara sahip olmaları gerekir Organlar hükmi şahsın temsilcisi değildir.
İki türlü organ vardır:
 
1. Kanuni Organlar:
Kanundan dolayı hükmi şahsın mutlaka sahip olması gereken organlardır. Örneğin: demeklerde kanuni organlar; yönetim kurulu, genel kurul ve denetleme kuruludur. Vakıfların sadece yönetim kurulu vardır, genel kurulu yoktur.
ÖZET:
Gerek hakiki, gerek hükmi şahıslar bakımından başlıca iki ehliyet söz konusudur. Bunlardan biri "hak ehliyeti" (medeni haklardan yararlanma ehliyeti), diğeri ise "fiil ehliyeti" (medeni hakları kullanma ehliyetidir. Hak ehliyeti, bir kimsenin hak ve borç sahibi olabilme, yani hakların ve borçların sahibi olabilme iktidarıdır. Hak ve borç sahibi olabilme iktidarına sahip bulunan varlıklar hukukta "şahıs" sayıldıklarına göre, hak ehliyeti ile şahıs kavramları aynı anlama gelmektedir. Hak ehliyetinden hiçbir ayırım gözetilmeksizin herkes yararlanır. Haklara ve borçlara sahip olma ehliyeti bakımından şahıslar arasında genellik ve eşitlik ilkesi geçerlidir. Fiil ehliyeti ise, bir kimsenin bizzat kendi fiil ve muameleleriyle kendi lehine haklar, aleyhine borçlar yaratabilme iktidarıdır. FiiI ehliyetinin ikisi olumlu, biri olumsuz olmak üzere başlıca üç şartı vardır ki, bunlar da "mümeyyiz olmak", "reşit olmak" ve "mahcur (kısıtlı) olmamaktır. FiiI ehliyetinin içeriğine, hukuki muamele ehliyeti, haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti ve dava ehliyeti dahildir.

Okunma : 881

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google 

- Hukuka Giriş

Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar Nelerdir?

Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar Nelerdir? Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar Nelerdir?

Haksız Fiilden Doğan Borçlar Nelerdir?

Haksız Fiilden Doğan Borçlar Nelerdir? Bir kimsenin hukuka aykırı bir fiil ile bir başkasına zarar vermesine haksız fiil sorumluluğu ya da akit dışı sorum...


 

    AnsiklopedikBilgi  - Nezih cafeler - Saç bakım merkezleri
BankacilikBolumu.com sitede bulunan hiç bir bilginin doğruluğunu garanti etmez.
                                                      
Her hakkı saklıdır. © BankacilikBolumu.com © 2012 l RSS l
"Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir." - M.Kemal Atatürk